EKONOMIHaberHAYATPOLITIKATÜRKIYE

Kriz var para yok,kadınlara zülum verilir…

Yoğun geçen kışın ardından herkes tatil yapmak, denize girmek, kumlarda güneşlenerek dinlenmek istiyor şu günlerde. Ancak “ekonomik kriz” gerekçesiyle mevcut hakları da gasp edilen ve çalışma ve yaşam koşulları giderek kötüleşen işçi ve emekçiler için, tatil sadece uzak bir hayal.

İşten atılma korkusunun ve geçim derdinin artığını anlatan işçi kadınlar, tatil planı yapamadıklarını, bu yıl her şeyin ateş pahası olması bir yana, yıllık izin haklarını da doğru düzgün kullanamadıklarını söylüyor.

Bütün bir yılın yorgunluğunu atmak isteyen işçi ve emekçilerin izin hakları çoğu zaman patronlar tarafından gasbediliyor. Oysa kaygıları artan kadınların yorgunluğu da artmış durumda ve tatile her zamankinden çok ihtiyaçları var.

Anayasa’nın 55. maddesinde düzenlenen “dinlenme hakkı” işçilerin en doğal hakkı. Kaldı ki İş Kanununda yıllık izinleri düzenleyen 53. maddede, “Yıllık ücretli izin hakkından vazgeçilemez” hükmü yer alıyor. Yani bir işçiye, yıllık ücretli izin hakkı mutlaka kullandırılmalıdır.

Yıllık ücretli izin hakkı, İş Kanunu’nda oldukça geniş bir şekilde düzenlenmiştir. Buna göre;
Deneme süresi de dahil olmak üzere, işe başladığı günden itibaren en az 1 yıl çalışmış olan işçilere yıllık ücretli izin hakkı verilir.

Üstelik yıllık ücretli izin süresi, işçinin çalışma süresine göre artar. Yıllık ücretli izin süresi işyerinde 1 yıldan 5 yıla kadar çalışan işçiler 14 gün; 5-15 yıl arası çalışan işçilere 20 gün; 15 yıl ve daha fazla çalışan işçiler için ise yıllık ücretli izin süresinin 26 günden az olamaz.

Yani bu süreler toplu iş sözleşmesi veya bireysel iş sözleşmesi ile artırılabilir ama indirilemez.
Yine İş Kanunu’nun 55. maddesinde, hafta tatili, ulusal bayram, genel tatil günleri; işçinin kaza veya hastalıktan ötürü işine gidemediği günler; kadın işçilerin doğumdan önce ve sonra çalışmadıkları süreler çalışılmış sayılır. Yani patronun işçiye “Raporlu olduğun süreyi yıllık izninden düşüyorum” deme hakkı yoktur.

Hak etmiş olduğu yıllık ücretli izin hakkının kullandırılmaması, işçi açısından haklı nedenle fesih nedeni olarak kabul edilir. İşçi bu gerekçeyle iş sözleşmesini feshederse kıdem tazminatına da hak kazanır.

Yıllık ücretli izin hakkı kağıt üzerinde kısaca böyle. Ancak, gerçek hayatta işçilerin yaşadıkları anayasal güvence altında ve vazgeçilemez bir hak olan yıllık ücretli izin hakkının nasıl kullanılamaz hale geldiğini ortaya koyuyor. Sayfamıza yansıyan görüşler, işyerlerinde işten atılma korkusu ile tatil dahi yapılamayan, yasal hakkını bile “ödün vermiyorum” diyerek kullanmaya çalışan, izin sürelerinin kısaltılmasına karşı çıkılamayan, sonsuz mesailerle çalışma süresinin ne zaman başlayıp ne zaman sona erdiğinin belli olmadığı koşulların hakim olduğunu gösteriyor. Ayrıca yeni hak gasplarının gerekçesi yapılan ekonomik kriz de yıllık izin hakkının önüne engel olarak çıkarılıyor.

Yıllık iznin kullanılamaması ya da kırpılarak ve keyfi tutumlarla kullanılamaz hale getirilmesi “olağan”laşmış durumda. Gerek yerel mahkemeler, gerekse de Yargıtay bu çalışma sisteminden, kriz koşullarının nasıl bir sömürü ortamı yarattığından, en hafif ifadesiyle, bihaber.

Örneğin, bir kararında Yargıtay, “Beş yıl uzun bir süre, hiç yıllık izin kullanmadan bir işçinin çalışmasının hayatın olağan akışına aykırı” olduğunu söylüyor. Ancak, kriz koşullarının giderek ağırlaştırdığı, ücretlerin yoksulluk sınırının altında olduğu, iş cinayetlerinin her gün hayatları tehdit ettiği bu kuralsız çalışma ortamında, “hayatın olağan akışı” işçiler için her geçen gün daha fazla böyle ve daha acı oluyor. Hayatın akışının getirdiği “olağan” yasal hakların kullanılabilmesi bile işçiler için yine bir mücadele konusu maalesef.

Daha fazla göster

Related Articles

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

Back to top button
Close